ANA SAYFA
4. SINIF BELGELERİ
5. SINIF BELGELERİ
6. SINIF BELGELERİ
7. SINIF BELGELERİ
8. SINIF BELGELERİ
İNTERAKTİF BULMACALAR
DİN KÜLTÜRÜ AFİŞLER
SİSTEMDEN ÇIKIŞ
Ana Menu
 
Ana Sayfa
Afişler
Anlat(a)biliyorum
Büyük Risk
Din Dersi Siteleri
Din Kültürü
Dosyalar
Downloads
Dua Ayeteri
Efendimizin Ahlakı
Efendimizin Hayatı
E-Kabul Oyunu
Esmaül Hüsna
Flash Dosyalar 4
Flash Dosyalar 5
Flash Dosyalar 6
Flash Dosyalar 7
Flash Dosyalar 8
Güzel Sözler
İnteraktif Bulmaca
Peygamberler Tarihi
Sınavlar
Tanıyalım
Teog Ders Notları
Teog Sorular
Bizi Tavsiye Et
İletişim
Hesabınız
Sistemden Çıkış
Tavsiye Linkler
 
  MEB
  EBA
  E-Okul
  Mebbis
  E-Devlet
  Egitim.gov.tr
  Meb Mevzuat
  Tebliğler Dergisi
  Öğretim Programları
  E-Mevzuat
  Resmi Gazete
  Ölçme Değerlendirme
  Diyanet İşleri Başk.
  Diyanet Mushaf
  Diyanet Kuran
  Diyanet Namaz
  Kuran Meali
  OSYM Gis
  OSYM
  Augis
  Türk Dil Kurumu
HZ. PEYGAMBER (SAV)'İN HAYATI
HZ. PEYGAMBER (SAV)'İN HAYATI
Önsöz
Hz. Peygamber (S.A.S.)'in Hicreti
İslâmiyetten Önce Arabistan
Medine Devri
Mekke Ve Kâbe
Hicretin İkinci Yılı
Fil Vakası
Hicretin Üçüncü Yılı
Hz. Muhammed (S.A.S.)´in Hayatı
Hicretin Dördüncü Yılı
Hz.Muhammed (S.A.S)´in Çocukluk Dönemi
Hicretin Beşinci Yılı
Hz. Muhammed (S.A.S.)´in Gençlik Dönemi
Hicretin Altıncı Yılı
Hz. Muhammed (S.A.S.)´in Evlilik Dönemi
Hicretin Yedinci Yılı
Hz. Muhammed (S.A.S.)'in Peygamberliği
Hicretin Sekizinci Yılı
Nebîlik Ve Rasûllük
Mekke'nin Fethi
Mekke Müşriklerinin Müslümanlara Davranışları
Huneyn, Evtas Gazvesi
Habeşistan'a Hicret
Hicretin Dokuzuncu Yılı
Hz. Hamza Ve Hz. Ömer'in Müslüman Olmaları
Hicretin Onuncu Yılı
Hüzün Yılı (Nübüvvet'in 10.Yılı)
Hicretin Onbirinci Yılı
Kabîleleri İslâma Dâvet Ve Akabe Bîatları
Rasûlüllah (S.A.S.)'in Vefâtının Tesiri
İsrâ Ve Mîrâc Mûcizesi
Rasûlüllah (S.A.S.)'in Terikesi
Medineye Hicret
Kaynaklar
RASÛLÜLLAH (S.A.S.)'İN TERİKESİ

     Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, hayâtı boyunca son derece sâde yaşamıştır. Eline geçen her şeyi derhal yoksullara dağıtmış, günlük ihtiyacı dışında hiç bir mal edinmemiştir.(457) Bu sebeple, vefâtında mirascıları tarafından paylaşılacak hiç bir şey bırakmamıştır(458), Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)'in hanımlarından Hz. Cüveyriye'nin kardeşi Hâris oğlu Amr:
     -Rasûlüllah (s.a.s.) vefâtında ne bir dirhem gümüş, ne bir dinar altın , ne bir köle, ne de başka bir şey bıraktı, Yalnızca (Mısır Mukavkısı'nın hediye gönderdiği) beyaz bir ester ile silahını ve bir de (sağlığında) vakfettiği (fedek ve Hayber'deki) arâzîyi bıraktı (459), demiştir.
     Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)'de:
     -Vefâtımda vârislerim ne dinar, ne de dirhem paylaşacak. Bıraktığım (arâzînin) zevcelerimin nafakası ve işçinin ücretinden geri kalan irâdı vakıftır" buyurmuştur.(460)
     Kur'ân-ı Kerîm'de, kâfirlerden savaş sonunda elde edilen ganimet malların beşte biri ile, savaş yapılmadan anlaşma yolu ile alınan "fey" malların tasarrufunun Rasûlüllah (s.a.s.)'e aît olduğu beyân edilmiştir.(461) Bu sebeple, savaş yapılmadan alınan Benî Nadîr ve Fedek arâzîsinin tamamı ile savaş sonucu elde edilen Benî Kurayza ve Haybeyr arâzisinin beşte biri, Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)'in tasarrufunda bulunuyordu.(462)
     Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) Efendimiz:
     "Biz peygamberler cemaatine mirâscı olunmaz, bıraktığımız her mal sadakadır, vakıftır," buyurmuştu.(463) Bu sebeple bu topraklar, Rasûlüllah (s.a.s.)'in vefâtından sonra mirâscıları arasında paylaştırılmadı. Her birine, Rasûlüllah (s.a.s.) hayatta iken yaptığı gibi, gelirlerinden hisse verildi. Rasûlüllah (s.a.s.) 'in mirâsçıları kızı Hz. Fâtıma ile amcası Hz. Abbâs ve hayatta olan zevceleriydi.
     7- RASÛL-İ EKREM (S.A.S.)'İN ÜSTÜN AHLÂKI
     "Allah'ım beni ahlâkın en güzeline yönelt. Kötü ahlâktan uzaklaştır"(464).
     Rasûlüllah (s.a.s.)Efendimiz, simâca insanların en güzeli, ahlâk yönünden de insanların en üstünüydü(465). "Sizin en hayırlınız, ahlâken en üstün olanınızdır." (466) "Ben ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim".(467) buyurmuştu. Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'de "Aziz Peygamberim, şüphesiz sen en üstün bir ahlak üzeresin", buyurulmuştur.(468)
     Rasûlüllah (s.a.s.)'in yaşayışı, Kur'ân-ı Kerîm'in sanki canlı bir tablosuydu. Eşi Hz. Âişe'den Rasûlüllah (s.a.s.)'in ahlâkı sorulunca:
     -"Siz Kur'ân-ı Kerîm okumuyor musunuz? O'nun ahlâk'ı Kur'ân'dan ibâretti"" diye cevâp vermişti.(469) Çünkü O'nun yaşayışı ve bütün davranışları Kur'ân-ı Kerîm'in insanlara gösterdiği hidâyet yolunun uygulanmasıydı. Nitekim, sâdece sözleriyle değil, yaşayışı, fiil ve davranışlarıyla da uyulması gereken en güzel örnek olduğunu Yüce Kitâbımız Kur'ân-ı Kerîm beyân etmektedir: "Sizin için Allah Rasûlünde en güzel örnek vardır".(470)
     Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) güler yüzlü, nâzik tabîatlı, ince ve hassas rûhlu idi. Katı yürekli, sert ve kırıcı değildi. Ağzından sert ve kaba hiç bir söz çıkmazdı. Kur'ân-ı Kerîm'de bu konuda: "Allah'ın rahmeti eseri olarak, sen onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı kalbli olsaydın, şüphesiz etrafından dağılıp giderlerdi."(471/1) buyrulmaktadır.
    Rasûlüllah (s.a.s.) başkalarını tenkit etmez, kimsenin ayıbını yüzüne vurmazdı.(471/2) Yanlış ve hoşlanmadığı bir davranış görürse, "içinizden bazı kimseler, şöyle şöyle yapıyorlar..." şeklinde, bu davranışları yapanların kim olduklarını belli etmeden ve hiç kimseyi kırmadan yanlış ve hataları düzeltirdi.(472) Kimsenin sözünü kesmez, konuşması bitinceye kadar dinlerdi. Tartışmayı sevmez, sözü gereğinden çok uzatmazdı. Kendini ilgilendirmeyen şeylerle meşgul olmaz; kimsenin gizli hallerini araştırmazdı. Allah'a hürmetsizlik olmadıkça, şahsına yapılan kötülükleri, ne kadar büyük olursa olsun, bağışlar, eline imkân geçince öc almayı düşünmezdi. Ancak Allah'ın yasaklarını çiğneyenlere hak ettikleri cezâyı verirdi.(473) Nitekim, Mekke'nin fethedildiği gün, daha önce kendisine her türlü kötülüğü ve hakareti reva gören Mekke müşriklerine:
     -"Bugün size geçmişten dolayı azarlama yok", (Yûsuf Sûresi, 92) serbestsiniz diyerek hepsini affetmişti.(474)
     İffet ve hayâ yönünden, köşesinde oturan bâkire kızdan daha utangaçtı.(475) "Hayâ imandandır".(476) "Hayâ ancak hayır getirir"(477) buyurmuştur. Bir şeyden hoşlanmadığı zaman açıkça söylemez, bu durum yüzünden anlaşılırdı.(478) Hiç bir yemeği beğenmezlik etmez, arzu etmezse yemezdi(479). Elini yıkamadan ve "Besmele" çekmeden yemeye başlamaz. Allah'a hamdetmeden de sofradan kalkmazdı.
     Bütün insanları eşit tutar, zengin-fakir, efendi-köle, büyük-küçük ayrımı yapmazdı. Mekke'nin fethi esnâsında Fâtıma adlı bir kadın hırsızlık yapmış, soylu bir âileden olduğu için bu kadına cezâ verilmemesi istenmişti. Bu olayla ilgili hutbesinde Rasûl-i Ekrem:
     "Sizden önceki ümmetlerin helâk edilmeleri ancak şu sebepledir: Onlar, içlerinden zengin ve soylu bir kimse hırsızlık yaptığı zaman onu bırakırlar fakir ve zayıf bir kimse çaldığında ise ona cezâ verirlerdi. Allah'a yemin ederim ki, Muhammed (s.a.s.)'in kızı Fâtıma da çalmış olsaydı, muhakkak elini keser, cezâsız bırakmazdım" (480) buyurdu.
     Her bakımdan kendisine güvenilirdi. Verdiği sözü mutlaka zamanında yerine getirirdi. Dürüslükten ayrıldığı, şaka bile olsa yalan söylediği hiç görülmemiştir. Bu yüzden O'na henüz Peygamber olmadan "Muhammedü'l-emîn" denilmişti. Nitekim Peygamberliğini ilan ettiği zaman, iman etmeyenler bile O'na "yalancı, yalan söylüyor", diyememiştir.(481) En yakın hısımlarını Safâ tepesine toplayıp onları İslâm'a dâvet için, "Size şu dağın arkasında düşman atlılarının bulunduğunu söylersem, bana inanır mısınız?" dediği zaman: "Hepimiz inanırız çünkü Sen yalan söylemezsin" diye cevâp vermişlerdi.(482) Kendisi böyle olduğu gibi, herkesin dürüst olmasını isterdi. "Doğruluktan ayrılmayınız, çünkü doğruluk, iyilik ve hayra götürür, İyilik ve hayır da, kişiyi Cennet'e ulaştırır. Kişi doğru söyleyip doğruluğu aradıkça, Allah katında sıddîkler zümresi'ne yazılır. Yalan sözden ve yalancılıktan sakınınız. Çünkü yalan insanı kötülüğe sevkeder. Kötülük de kişiyi Cehennem'e götürür, İnsan yalan söylemeğe ve yalanı aramağa devâm ede ede, Allah katında nihayet yalancı yazılır" (483), buyurmuştur.
     Rasûlüllah (s.a.s.) insanların en cömerdi ve en kerîmiydi. (484) Eline geçen her şeyi muhtaçlara dağıtır, kimseyi eli boş çevirmezdi.(485) "Ben ancak dağıtıcıyım, veren Allah'tır", der(486) ihtiyâcından fazla bir şeyin kendinde veya evinde bulunmasını istemezdi. "Uhut Dağı altına çevrilip de benim olsa, borcum için ayıracaklarım müstesna, ondan tek bir dînârın bile üç geceden çok yanımda kalmasını istemezdim" (487) buyurmuştur.
     Son derece mütevâzi ve alçak gönüllü idi. Bir topluluğa geldiğinde, kendisi için ayağa kalkılmasını istemez, nereyi boş bulursa, oraya otururdu. Arkadaşları arasında otururken ayaklarını uzatmazdı. Arkadaşları her işini yapmayı kendileri için şeref ve cana minnet saydıkları halde, bütün işlerini kendi görür, ev işlerinde hanımlarına yardım ederdi.(488) Methedilmesini ve aşırı hürmet gösterilmesini istemez,"Hristiyanların Meryem oğlu İsâ'ya yaptıkları gibi yapmayınız. Ben sâdece Allah'ın elçisi ve kuluyum"(489) derdi. Fakîr kimselerle düşüp-kalkmaktan, yoksulların, dulların, kimsesizlerin işlerini görmekten zevk alırdı. Bulduğunu yer, bulduğunu giyer, hiç bir şeyi beğenmezlik etmezdi.(490). Yiyecek bir şey bulamayıp aç yattığı bile olurdu.
     Bütün işlerini tam bir düzen ve nizâm içinde yapardı. Namaz ve ibâdet vakitleri, uyku ve istirahat için ayırdığı saatler, misâfir ve ziyâretçilerini kabûl edeceği vakitler hep belirliydi. Vaktini boş geçirmez, her ânını faydalı bir işle değerlendirirdi. "İnsanların çoğu iki nimetin kıymetini takdirde aldanmışlardır: Sıhhat ve boş vakit", buyurmuştur(491).
     Ahlâklı ve faziletli sanılan nice kimseler, yakından tanındığı zaman, pek çok kusurlarının bulunduğu görülür. İnsanı en yakından tanıyan, onun iç yüzünü ve bütün gizli hallerini en iyi bilen, şüphe yok ki eşidir. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) ilk vahiy'den sonra gördüklerini anlattığı zaman eşi Hz. Hatice:
     -"Allah'a yemin ederim ki, Cenâb-ı Hak hiç bir vakit seni utandırmaz. Çünkü sen akrabanı gözetirsin, işini görmekten âciz kimselerin ağırlıklarını yüklenirsin, fakîre verir, kimsenin kazandıramayacağını kazandırırsın. Misâfiri ağırlarsın, Hak yolunda herkese yardım edersin..." diyerek(492) O'nun Peygamberliğini hemen kabûl etmiş, en küçük tereddüt göstermemiştir.
     Çocukluğundan itibâren 10 yıl hitzmetinde bulunan Hz. Enes:
     -Rasûlüllah (s.a.s.)'e 10 yıl hizmet ettim. Bir kere bile canı sıkılıp, öf, niçin bunu böyle yaptın, neden şunu şöyle yapmadın, diye beni azarlamadı", demiştir.(493)
     Kâinâtın Efendisi, Rabbımızın Yüce Elçisi Sevgili Peygamberimizin büyüklüğünü, üstün ahlâkını ve örnek yaşayışını gerektiği şekilde bu satırlar içinde anlatmak şüphesiz mümkün değil. O'nun büyüklüğünü ve ahlâkının yüceliğini bir parça sezdirebilmişsem, kendimi bahtiyâr sayarım.
    "Dünya neye sâhipse, O'nun vergisidir hep;
     Medyûn O'na cem'iyyeti, medyûn O'na ferdi.
     Medyûndur o Masûm'a bütün bir beşeriyyet;
     Yâ Rab, bizi mahşerde bu ikrâr ile haşret"(494).
     Salât ve selâm O'na, âline, ashâbına ve yolunda olanlara.

(457) Bir sefer dönüşünde, Uhud Dağı karşıdan görülünce:
Uhud Dağı benim için altına çevrilip tamâmen altın olsa, tek bir dinârdan fazlasının üç günden çok bende kalmasını istemezdim, hemen dağıtırdım. Bir dinarı da ancak borcum için hazırlardım, buyurmuştur. (bkz. el-Buhârî, 3/82, 7/178, 8/128; Müslim, 2/687 (Hadis No:991); Tecrid Tercemesi, 7/376 (Hadis No: 1075)
Yoksullara dağıttıktan sonra, bir kaç altın elinde kalmış, bunları Hz. Âişe'ye emânet etmişti. Hastalığında Hz. Ali'ye dağıttırdıktan sonra: "İşte şimdi içim ferahladı, eğer Rabbına bu altınlar yanında iken kavuşsaydı, Muhammed'in hâli nice olurdu?" buyurmuştu. (Târih-i Din-i İslâm, 3/560)
(458) Satın aldığı 30 ölçek arpa borcu için vefât ettiğinde Rasûlüllah (s.a.s.)'in zırhı rehin bulunuyordu. (el-Buhârî, 5/145)
(459) el-Buhârî, 3/186 ve 144; Tecrid Tercemesi, 8/235 (Hadis No: 1167)
(460) el-Buhârî, 3/169; Tecrid Tercemesi, 8/273 (Hadis No :1173)
(461) Bkz. el-Enfâl Sûresi, 40 ve el-Haşr Sûresi, 6
(462) Tecrid Tercemesi, 8/274
(463) Bkz. el-Buhârî, 4/42-43, 5/23-25; Tecrid Tercemesi, 8/498 ve 10/177 (Hadis No: 1288 ve 1577)
(464) Müslim, 1/535 (Hadis No: 771)
(465) el-Buhârî, 4/ 1819 (Hadis No, 2337); Tecrid Tercemesi, 9/311 (Hadis No:1449)
(466) el-Buhârî, 4/166; Müslim 4/1810 (Hadis No 2321); Tecrid Tercemesi 9/318 (Hadis No:1456)
(467) Mâlik, el-Muvatta, 2/904 (neşr, M. Fuad Abdülbaki) Kahire, 1370/1951
(468) Nûn Sûresi, 4
(469) Müslim, 1/514 (Hadis No: 746)
(470) el-Ahzâb Sûresi, 21
(471/1) Âl-i İmrân Sûresi, 159
(471/2) el-Buhârî, 4/167; Tecrid Tercemesi, 9/321 (Hadis No: 1460)
(472) Ebû Dâvûd, 2/550
(473) el-Buhârî, 4/166; Müslim, 4/1813 (Hadis No: 2327); Ebû Dâvûd, 1/550; Tecrid Tercemesi, 9/319 (Hadis No: 1457)
(474) İbn Hişâm 4/54; İbnü-l Esîr, a.g.e., 2/252; Zâdü'l-Meâd, 2/394; Tecrid Tercemesi, 10/340-341
(475) el-Buhârî, 4/167; Müslim 4/ 1809 (Hadis No: 2320); Tecrid Tercemesi, 9/320 (Hadis No: 1459)
(476) el-Buhârî, 1/11; Tecrid Tercemesi, 1/32 (Hadis No: 23)
(477) el-Buhârî 7/100; Tecrid Tercemesi, 12/163 (Hadis No: 2001)
(478) el-Buhârî 4/167; Tecrid Tercemesi, 9/321 (Hadis No: 1460)
(479) el-Buhârî 4/167; Tecrid Tercemesi, 9/321 (Hadis No: 1461)
(480) el-Buhârî, 5/97 ve 8/16
(481) el-Enâm Sûresi, 33
(482) Tecrid Tercemesi, 9/285
(483) el-Buhârî, 7/95; Müslim, 4/2013 (Hadis No. 2607); Ebû Davût, 2/593; Tirmizi 4/347 (Hadis No: 1971)
(484) el-Buhârî, 4/167; Müslim, 4/1802 (Hadis No: 2307)
(485) Müslim, 4/1805 (Hadis No:2311)
(486) el-Buhârî, 1/26; Müslim, 2/719 (Hadis No:1037)
(487) el-Buhârî, 3/82; Tecrid Tercemesi, 7/376 (Hadis No: 1075); Riyâzü's-Sâlihîn, 1/501-503 (Hadis No: 467-468)
(488) el-Buhârî, 1/64, 1/193; Tirmizi, 4/654 (Hadis No: 2489)
(489) el-Buhârî, 4/142; Tecrid Tercemesi, 9/213 (Hadis No: 1405)
(490) el-Buhârî, 4/167
(491) el-Buhârî, 5/170; Tirmizi, 4/550 (Hadis No: 2304)
(492) el-Buhârî, 1/3; Tecrid Tercemesi, 1/3-10 (Hadis No:3)
(493) el-Buhârî, 7/82; Müslim, 4/1084 (Hadis No: 2309); Tecrid Tercemesi, 12/148 (Hadis No: 1987)
(494) Mehmet Akif, Safahat, VII. Kitap (Gölgeler), "Bir Gece" başlıklı şiirden.

-- Hazırlayan: Maliki Alioğlu /// www.dersimizdin.org --

Üye Ol
 
Kullanıcı Girişi
 Hoşgeldin, Misafir

Üye Adı:
Şifre:
G. Kodu: G. Kodu
Kodu giriniz:
(Kayıt Ol)
Kastamonu
 
Kastamonu Valiliği
Kastamonu MEM
Kastamonu Belediyesi
Merkez Ortaokulu
Kastamonu İlkhaber
Nasrullah Gazetesi
Kastamonu Postası
Kastamonu Doğrusöz
Kastamonu Açıksöz
Kastamonu Gazetesi
Kastamonu Güncel
Kastamonudan Haber
Kastamonu Satranç
Ziyaretçi Sayacı
 
Pazartesi199
Salı74
Çarşamba200
Perşembe167
Cuma149
Cumartesi92
Pazar145
Toplam:138745
En Çok:663
Toplam Giriş
 
Şu ana kadar
591016
sayfa izlenimi aldık. Başlangıç: Temmuz 2016
Webmaster : Maliki ALİOĞLU Bu sitenin tüm hakları Maliki Alioğlu"na aittir. En iyi görüntü için 1024x768 pixel tercih edin.
Sitenin yayına başlama tarihi : Ağustos 2007 Her Hakkı Saklıdır...
Bu sitede kesinlikle ticari bir amaç yoktur.


Web sitemiz PHP-Nuke (© 2004) kodlarına sahiptir. PHP-Nuke GPL lisansı altında dağıtılan ücretsiz yazılımdır.